Güneş Işığına Farklı Bir Bakış – Yoğunlaştırılmış Güneş Enerjisi(CSP)

Yazlık bölgelerde apartman çatılarında gördüğümüz güneş panelleri hepimiz için tanıdık görüntüler oluşturur. Ülkemizin ısıtmaya yönelik güneş panellerinin aksine elektrik üretimine yönelik panellere olan ilgisi daha yeni başladı diyebiliriz. Geçtiğimiz aylarda sonuçlanan lisanslı elektrik üretimi yarışmasının ardından lisanslı güneş santrali başvurularının ilk kazananları belirlendi. Yenilenebilir enerji kaynakları arasında belki de en popüleri olan ve Avrupa’nın hemen hemen her köşesinde bu kadar yaygın olan güneş enerjisi sektörü, adeta bir Güneş cenneti olan ülkemizde de hak ettiği noktaya gelebilmesi için zor şartlar altında da olsa umut vadeden bir giriş yaptı. Nasıl ki su ısıtmaya yönelik olan güneş panelleri sektörünün yıllar boyu süren büyümesini izlediysek, elektrik üretimine yönelik panel satışları ve santral projelerinin de o denli büyümesine tanık olacağız.

Dünya’da yapılan uygulamalara baktığımızda, klasik PV Güneş santrallerinin dışında güneşin ana kaynak olarak kullanıldığı farklı uygulamalar da mevcut. Bu yazıyı PV güneş tarlalarının aksine güneş enerjisini çok daha verimli kullanabileceğimiz Yoğunlaştırılmış Güneş Santrallerine (Concentrated Solar Power) ayırdım.

Elektrik üretiminin en bilinen yolu, su buharının jeneratörü harekete geçiren bir türbini çevirmesini esas alır. Buharı oluşturan su fosil yakıtlarla ısıtılır, ancak gezegenimizi 150 milyon kilometre uzaklıktan ısıtan Güneş’in bu amaç için kullanılması bu günlere kısmetmiş. Yoğunlaştırılmış Güneş Santralleri için üç ana kullanım esastır.

Doğrusal Yoğunlaştırıcı Sistemler (Linear Concentrator Systems) güneş enerjisini büyük yansıtıcılarla toplayarak düz(linear) borulara odaklar. Bu borulardan akan yağ-su karışımı ısınır ve su buhara dönüşür ve belli bir basıncı yakalayan buhar türbini çevirir. (Şekil-1)* Bu sistemlerde ortalama olarak 80 MW elektrik üretilebilir. Dünya’da bulunan en büyük örneği 100MW kapasitesi olup, 600 milyon dolara mal olan Abu Dhabi’de yapılan Shams-1[1] projesidir.

Şekil-1
Şekil-1
Shams-1 Santrali - Abu Dhabi
Shams-1 Santrali – Abu Dhabi

 

 

 

 

 

 

Kule Tipi Yoğunlaştırılmış Güneş Enerjisi sistemleri (Şekil-2) yenilenebilir enerji sektöründe devrim yapabilecek nitelikte. Yukarıda bahsedilen linear sistemlerle benzer prensiplere sahip olmasına rağmen, kulenin çok yüksek sıcaklıklara ulaşabilmesi ve enerji depolaması elektrik üretimi açısından büyük bir potansiyel taşıyor. Yağ-Su karışımı içeren borular yerine sıvı tuz barındıran kule 6000 C sıcaklığı görebiliyor, erimiş tuzun %99’a varan depolama özelliğiyle 24 saat sıcaklığı depoluyor ve 15 saat civarında şebekeye elektrik basabiliyor. Bu özelliğiyle Kule Tipi Yoğunlaştırılmış Güneş Enerjisi sistemleri nükleer santrallere alternatif olabiliyor. İspanya’da bulunan Gemasolar[2] Santrali bu tip bir uygulamanın ilk örneği olarak karşımıza çıkıyor. Her biri 120 m2 olan 2152 adet güneş takibi yapan yansıtıcıdan oluşan santral tam kapasiteyle çalıştığında yılda 110 gigawatt-saat üretim yapıp 6450 saat çalışıyor. Bu üretim 89.000 ton linyitin bir dönüşüm santralinde ürettiği elektrikle aynı miktara tekabül ediyor, bunu miktarı linyit yerine Güneş ile üretmek C02 emisyonunu yılda 30.000 ton azaltıyor. California’da Dry Lake çölüne inşa edilen Ivanpah CSP Dünya’nın en büyük Kule Tipi Yoğunlaştırılmış Güneş Enerjisi projesi olarak dikkat çekiyor. Üç üniteden oluşan projenin birinci ünitesi 2013 yılının eylül ayında şebekeye bağlandı. Net 377 MW elektrik üretim potansiyeli olan santral yılda 140.000 evin elektrik ihtiyacını karşılayacak. Santrali gözlemlemek isteyenlere internet sitesi üzerinden sanal tur imkanı sunuluyor.[3] Kule tipi sistemlerin daha da gelişmesiyle nükleer santrallerin yerini alması çok yakın bir gelecekte şahit olacağımız hadiselerden.

Ivanpah CSP - California
Ivanpah Santrali – California
Şekil-2
Şekil-2

 

 

 

 

 

 

Dish Stirling sistemleri güneş enerjisi sistemleri arasında en verimlisi olarak bilinir. Solar PV sistemlerinde şebeke verimliliği ortalama %15 iken Dish Stirling sistemlerinde %30 civarlarındadır. Geçtiğimiz aylarda Güney Afrika’nın Kalahari çölünde İsveç şirketi Ripasso[4] güneş enerjisi verimliliğinde dünya rekoru kırarak Dish Stirling modelinde %32 verimlilik elde etti. Sistemin çalışma prensibi bildiğimiz çanak antene benzeyen ayna sisteminin güneş ışınlarını Stirling motoruna[5] odaklamasına bağlıdır. (Şekil-3) Çanaklarda üretilen güç sistem dizaynına göre değişiyor, ancak ortalama olarak bir çanaktan 25kW civarı üretim sağlanıyor. Sektörün en köklü ve bilindik üreticisi SES[6] (Stirling Energy Systems) firmanın özel sektör olarak açtığı ilk üretim tesisi Arizona’da bulunan Maricopa Solar Plant bu uygulamanın kullanımıyla ilgili en bilindik santraldir. 1,5MW potansiyelinde olan santralin bir diğer ortağı Tessera Solar’dır.[7]

Şekil-3
Şekil-3
Maricopa CSP
Maricopa Santrali-Arizona

 

 

 

 

 

Güneş enerjisi sektörünün büyümesiyle bu uygulamaların kullanımının artacağı kuvvetli bir ihtimal, özellikle güneşlenme saatinin yüksek olduğu Orta Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizin böyle uygulamalar için çok verimli olduğunu güneş piyasasıyla ilgilenen herkes tahmin ediyordur. Mersin’de GreenwayCSP şirketinin kurduğu 5MW’lık Kule tipi güneş santrali[8] ülkemizde yapılan uygulamaların ilki olma özelliğini taşıyor. Yazının başında da bahsettiğim gibi Güneşle yoğrulan ülkemizin güneş enerjisi uygulamalarında Avrupa’da birinciliğe oynaması, dünyada da sayılı ülkelerden biri olması şart. Böyle bir verimliliğe sahipken fosil yakıtlara bağlı kalmanın ya da halen HES yapma konusunda ısrar etmenin hiçbir anlam ifade etmediğini düşünmek için sektöre iyi niyetli yaklaşmanın yeterli olduğu kanaatindeyim.

 

* Şekiller http://www.eia.gov/todayinenergy/detail.cfm?id=530 sitesinden alınmıştır.

[1] http://www.masdar.ae/en/energy/detail/shams-1

[2] http://www.torresolenergy.com/TORRESOL/gemasolar-plant/en

[3] http://www.ivanpahsolar.com/virtualtour/

[4] http://www.ripassoenergy.com/

[5] Stirling motoru basınçlı gazın önce soğuyup büzülerek daha sonra ısınıp genleşerek belli bir termodinamik devreyi yakalayan motor tipidir.

[6] http://graphique-us.com/clients/SES/index.htm

[7] http://www.graphique-us.com/clients/Tessera/north-america/

[8] http://www.greenwaycsp.com/en/projects/mersin-5-mwth-solar-tower-plant.aspx

 

Rüzgar Türbinlerinde Radar Kesit Alanı

Lisanslı Rüzgar Santrali kurmak için alınması gereken imzalar yaklaşık bir yıl sürüyor. Bu çoğu yatırımcıyı ciddi bir sıkıntıya sokmanın yanında, Rüzgar Enerjisi sektöründe de ciddi bir tıkanıklığa yol açıyor. Hızlıca bir göz gezdirdiğimizde Bakanlıklar, Genel Müdürlükler ve İl Müdürlükleri’nin yanında Genelkurmay Başkanlığı göze çarpıyor. Peki, Genelkurmay Başkanlığı’nın Rüzgar Santrali ile ilişkisi ne?

Cevabı basit, askeri operasyonlarda ve savunma stratejilerinde Radar Görüntüleme Sistemleri’nin öneminin yeri tartışılmaz. Rüzgar türbinlerinin gövdelerini ve kanatlarını oluşturan çelik yapısı önceden programlanmayan radarlarda görüntüleniyor ve ne olduğunun tespit edilememesi muhtemel bir güvenlik açığı oluşturuyor. Radarların görüntüleme boyutu, maddelerin Radar Kesit Alanı (Radar Cross Section) değerlerine bağlı. Endüksiyon ve fiziksel hesapları kullanarak maddelerin radar kesit alanları hesaplanabiliyor. Bu yazımda sizlerle çok kullanılan rüzgar türbinlerinin birinci dereceden* radar kesit alanlarını paylaşacağım.

Belirli matematiksel işlemlerin ardından** 1. Dereceden Radar Kesit Alanı hesaplanmasının genel formülü aşağıdaki gibi çıkmaktadır.

formüül

λ radar sinyalinin dalga boyudur ve 3 santimetredir. Bu değerleri alıp dünya genelinde yaygın olarak kullanılan rüzgar türbinlerinin birinci dereceden radar kesit alanlarını hesapladığımızda aşağıdaki tabloları elde ediyoruz.

ENERCON[1]

Kapasite Toplam Alan (m2) 

RKA(m2)

800kW 36 18094752
900kW 33 15204618
2000kW 65 52807774
2300kW 54 40713192
3000kW 68 64560288
3050kW 75 78536250

 

VESTAS

Kapasite

Toplam Alan (m2) 

RKA(m2)

1,65MW 53 38482762
1,8MW 68 63614362
2,75MW 75 78536250
3MW(1) 68 64560288
3MW(2) 84 98515872

 

SIEMENS

Kapasite

Toplam Alan (m2) 

RKA(m2)

2.3MW 70 68438300
1,3MW 47 30189334
2MW 57 45362538
2.3(2) 62 53324228

 

DİĞER

Kapasite

Toplam Alan (m2)

 

RKA(m2)

SUZLON-0.95MW 48 32168448
SUZLON-1.25MW 48 32168448
SUZLON-2.1MW 65 52807774
MITSUBISHI-2.4MW 72 72379008
GE-1.5MW 53 39034479
GE-1.5MW(2) 59 47781454

 

*90⁰ gelen radar sinyalleri baz alınarak.  Belli bir açıyla gelen radar sinyalleri yüksek dereceleri oluşturur.

**Hesaplamaların detaylarını görmek isteyen “İletişim” kısmından bana ulaşabilir.

[1] Türbinlerin yüzey alanları ürün kataloglarından alınmıştır.

Yanı Başımızdaki Tehlike: Metzamor

Geçtiğimiz hafta içi Mersin’de tarihi bir temel atma töreni gerçekleştirildi. Türkiye tarihinin en yüksek bütçeli yapısı Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşaatı için bir araya gelen Türkiye ve Rusya heyeti protestolar eşliğinde inşaata start verdi. 2010 yılından itibaren planlar ve tartışmalar eşliğinde devam eden süreç, inşaat temelinin atılmasıyla gündemde en üst noktalara kadar geldi. Tartışmaların odak noktası şüphesiz ki nükleer santralde yaşanabilecek olası bir arıza.metsamor_map Son teknolojilerle inşası sürecek olan Akkuyu Nükleer Santrali’nde belli bir miktar tehlike boyutu olduğu gerçeği tartışılmaz, ancak niyeti nükleer enerjinin tehlike boyutuna dikkat çekmek olan(!) çevreciler için önemli bir hatırlatma yapmak istedim. Bu yazıda sizlerle Iğdır’a 16km uzaklıkta bulunan Dünya’nın en eski ve en tehlikeli nükleer santrallerinden biri sayılan Metzamor Nükleer Santrali’ni paylaşacağım.

Rusya’nın birinci nesil reaktör modellerinden olan VVER-440 model V230 ve model V270  (VVER-1200/513 Akkuyu’da kullanılacak) kullanılan[1] ve Metzamor-1, Metzamor-2 adında farklı iki üniteden oluşan Metzamor Nükleer Santrali’nin anlaşmaları 1969 yılında imzalandı. 1.ünitenin yapımına 1973 yılında başlandı ve 1976 yılında işletime açıldı, ardından 1979 yılında 2.ünitenin işletime açılmasıyla [2] santral Ermenistan için vazgeçilmez bir enerji kaynağı oldu. (Ermenistan enerjisinin %40’ını karşılamakta) Metzamor Nükleer Santrali’ni çok tehlikeli yapan özelliği ise Öncelikli Koruma Duvarı (Primary Containment Structure) [3] olmayan tek nükleer santral olarak kalması.(Çernobil’de de bu koruma duvarı yoktu!) Bu duvar olası bir sızıntıda oluşabilecek basıncı karşılayarak bir facianın önüne geçebiliyor. Bu da demek oluyor ki, Metzamor’da yaşanabilecek olası bir  patlama ihtimali dünyada bulunan bütün aktif nükleer santrallerden çok daha yüksek. 7 Aralık 1988’de 6.8 şiddetinde deprem yaşayan ve birinci reaktöründe deprem direnç sistemi olmayan santralde yangın çıkmış, Rus yetkililer olası bir facianın önüne son anda geçmişti. Bu yangından sonra santral kapatıldı, ancak sene 1993’te Azerbaycan ve Türkiye’nin ortak doğalgaz boykotundan sonra Ermenistan acil enerji ihtiyacını bahane ederek santrali tekrar devreye soktu. [4]

Metsamor_aerienDünya bu duruma sessiz mi kalıyor? Avrupa Birliği VVER440 model V230 reaktörlerini “en eski ve en güvensiz” reaktörler olarak sınıflandırdı, ancak bu sınıflandırmanın hemen akabinde IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) Metzamor’un çalışması için yeterince güvenli olduğuna dair bir belge yayınladı. 2003 yılında Ermeni Kimyager Hakob Sanasaryan, Metzamor’un uluslararası nükleer güvenlik standartlarına uymadığını söyledi, ABD ve AB’nin baskılarıyla 2007’de santralin kapatılmasına karar verildi, ancak benzer enerji ihtiyaçları gündeme getirilerek kapatma 2016’ya ertelendi. [5] 18 Ekim 2014’te yapılan toplantıdan sonra Ermenistan yönetimi 2016’da kapatılması ön görülen santralin 2026’ya kadar hizmet verebilmesi için gerekli kredinin Rusya tarafından finanse edileceğini duyurdu.[6] Yaklaşık 20 yıl önce mutlaka kapatılması gereken santral, yanı başımızda 10 yıl daha hizmet verecek! Ankara’dan Ermenistan yönetimine Metzamor’un mutlaka iyileştirilmesi gerektiği mesajı iletilse de eski teknoloji ürünü, 30 yıllık bir nükleer santralin bunca uyarının ardından kapatılması dışında başka bir çözüm yolu hiç güvenli gözükmüyor.

Reddedemeyeceğimiz bir gerçek şu ki, Nükleer santraller diğer enerji kaynaklarına nispeten daha tehlikelidir, sonuçta vatandaşın nükleer santral inşaatına karşı çıkması anlayışla karşılanabilecek bir gerçek, ancak ülkemizde son teknolojiyle yapılacak olan nükleer santrale karşı çıkan çevreciler(!) Metzamor gibi bir saatli bomba karşısında Ermenistan’a nefes aldırmamalıdır. Ne yazık ki, birçok konuda olduğu gibi, nükleer santral konusunda da malum çevreler at gözlüğünü çıkarmayıp muhalefetini sadece Türkiye’ye karşı yapıyor.

Gerek STK olarak, gerek bireysel olarak Metzamor’un kapatılması için çalışmalar yapan her bireyin Akkuyu’ya karşı çıkmasına saygı duyarım. Özetle, nükleer santraller konusunda bir samimiyet testiyle karşı karşıyayız… Sonradan çevrecilere duyurulur!

 

[1] http://en.wikipedia.org/wiki/Metsamor_Nuclear_Power_Plant

[2] http://www.21yyte.org/tr/arastirma/enerji-ve-enerji-guvenligi-arastirmalari-merkezi/2014/05/11/7589/ermenistandaki-saatli-bomba-metsamor

[3] http://en.wikipedia.org/wiki/Nuclear_reactor_safety_systems#Primary_containment

[4] http://news.nationalgeographic.com/news/energy/2011/04/110412-most-dangerous-nuclear-plant-armenia/

[5] http://en.wikipedia.org/wiki/Metsamor_Nuclear_Power_Plant#Recent_developments

[6] http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27609466.asp

 

 

 

OYUNCAK DEYİP GEÇME! DRONE -1

Bu yazı, beni bu sene çok heyecanlandıran, en kısa zamanda bir tane almak için araştırmalar yaptığım, uzun zamandır da hakkında yazmak istediğim, havacılık tarihinde ilerleyen zamanlarda çok önemli bir yer edineceğine emin olduğum “Drone”lar için hazırlandı. Drone, insansız hava araçlarının (İHA) genel adı olarak biliniyor ama bu yazıda “Drone” ismini sivil havacılıkta kullanılan quadrocopterlar için kullanacağız.

Uzaktan kumandalı oyuncaklar çocukluğumuzun en büyük eğlencelerindendi. 90 kuşağı uzaktan kumandalı oyuncaklarla tanıştığında oyun kültürü yeni bir boyut kazanmıştı. O zamanlar çok lüks olan bu oyuncaklar teknolojinin hızlı gelişimiyle yeni boyutlar kazandı, hobi araçları oldu, yarışlar düzenlendi. İlerleyen zamanlarda da kullanım alanları genişletilerek askeri müdahalelerde, bomba imha operasyonlarında sıklıkla kullanılmaya başlanan uzaktan kumandalı araçlar yavaş yavaş günlük hayatımızda da önemli alanlar teşkil etmeye başladı.

İlk başta sadece eğlence amaçlı bir oyuncak helikopter olarak tasarlanan quadrocopterler(4 pervaneli drone) 2013 yılının Aralık ayında, Amazon’un CEO’su Jeff Bezos dronela kargo taşımayı planladıklarını duyurduğunda ticaretle buluştu, 2014 yılında fotoğraf tutkunlarının makinelerini cihazın altına monte etmeleriyle (ki daha sonra büyük şirketlerin entegre kameralı drone üretimleriyle) bir anda eşsiz pozlar yakalanabilecek bir hobi aletine dönüştü.

Ambulans Drone olay mahaline 1dk civarında varıyor
Ambulans Drone olay mahaline 1dk civarında varıyor

2015 yılının da drone dolu bir yıl olacağı şüphesiz. Aşağıda bahsi geçen projeler heyecanı daha da arttırıyor,

  • Delft Teknoloji Üniversitesinde yapılan ambulans drone ilk yardımda çığır açabilecek bir proje. [1] (İncelemeniz şiddetle tavsiye edilir)
  • Kargo şirketi DHL Alman belediyelerinden aldığı izinle Manş Denizi’nde sahilden 12km açıktaki köylere geliştirdiği Parcelcopter (DHL’in Amazon Prime Air karşısında ürettiği drone) ile ilaç taşımaya başladı. [2]
  • Geçenlerde oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi’nde Ligtv’nin maç öncesi havadan çekimlerinde drone kullanması, ülkemizde çeşitli canlı yayınlarda da drone kullanılacağının habercisi oldu.
  • İrlanda’da bir çobanın drone ile koyun gütmesi ise belki de şuana kadar görülen en ilginç kullanım şekliydi. [3]

Liste bu şekilde uzayıp gidiyor… Sivil dronelarımız için donanım sistemleri gelişirken, yazılım sistemlerinde de bir o kadar hızla ilerleme sağlanıyor. GoPro sahibi macera tutkunları için en popüler yazılımların başında “Follow Me” destekli yazılımlar geliyor. Bu tip bir yazılıma sahip drone, kullanıcıyı pili bitme noktasına gelene kadar ekstra bir komut olmadan izliyor. Bu da maceraperestlerin her anlarını kaydedebilmeleri için bulunmaz bir fırsat oluyor.

Her teknolojik gelişmede yaşanılabileceği gibi droneların da kötü niyetli insanlar tarafından kullanılması ciddi sıkıntılara yol açabiliyor. Uzun menzile sahip olan droneların kimliksiz oluşu, operatörünün tespitini zorlaştırıyor.

Atatürk Havalimanı apronunun drone görüntüsü
Atatürk Havalimanı apronunun drone görüntüsü

Geçenlerde Atatürk Havalimanı üzerinde uçurulan drone ciddi bir panik yaşattı, uçuş emniyetini tehlikeye soktuğu gerekçesiyle hakkında 6 yıl hapis cezası istenen drone operatörü[4] aslında çok önemli bir güvenlik açığı dersi verdi. Öte yandan, Charlie Hebdo saldırısından sonra güvenliğin üst düzey olduğu Fransa’da ise adeta drone paniği yaşanıyor, Başkent Paris’in üstünde uçan dronelar parlamento binası, nükleer santral gibi tehlike ve gizlilik arz eden bölgelerde uçuşlarını sürdürüyor. Fransa polisinin çaresizliğini,  Havacılık ve uçuş güvenliği uzmanı Christophe Naudin, Paris gibi büyük bir şehirde droneları takip etmenin imkansız olduğunu, güvenlik birimlerinin bu konuda çaresiz kalacağını söyleyerek açıklıyor.[5] Önümüzdeki günlerde Sivil Havacılık Dairelerinin bu konularda ciddi yaptırımlar karar alması söz konusu.

Dronelar hakkında daha tartışılacak, şaşırılacak ve gurur duyulacak çok konu olacağını tahmin etmek hiç de zor değil. Gelecek yazılarımda popüler markaları ve muhtemel kullanım alanlarını genişleterek paylaşacağım. Hayal gücünün sınırları kadar kullanım alanı olan yeni nesil İHA’ların önümüzdeki günlerde daha hangi farklı alanlarda kullanılacağını hayret içinde izleyeceğimizden şüphem yok…

 

[1] http://www.tudelft.nl/en/current/latest-news/article/detail/ambulance-drone-tu-delft-vergroot-overlevingskans-bij-hartstilstand-drastisch/

[2] http://www.dailymail.co.uk/video/sciencetech/video-1122742/DHL-parcel-copter-makes-test-delivery-flights-Germany.html

[3] http://www.msn.com/tr-tr/video/viral/%C3%A7oban-drone/vi-AAagdcw

[4] http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/ataturk-havalimaninda-drone-ucuran-gence-dava-acildi

[5] http://rt.com/news/235087-paris-drones-police-security/

 

Elektriksiz Kalanlar

Dün Türkiye, tarihinin en büyük elektrik kesintilerinden birini yaşadı. Ülke genelinde saat 10:36’da başlayan elektrik kesintisi yaklaşık 2 saat sonra İstanbul’un %15’ine daha sonra 7 saatlik süreç içerisinde kademeli olarak tüm şehirlere verilmeye başlandı.  Türkiye’nin son 15 yılda benzerini yaşamadığı olayla ilgili dış basından değişik haberler paylaşıldı.

Independent ve CNN, Türk yetkililerin siber saldırı üzerinde kuşkulandıklarını belirtirken, Guardian ve Reuters hayatın aksamalarına vurgu yaptı.[1] [2] [3] [4] Ülkemiz için maddi kaybın ciddi boyutlarda olduğu, zor bir günü geride bıraktık. Çeşitli senaryolar üretilse de, nedeni kesin olarak anlaşılmış değil. Siber saldırı olasılığı göz ardı edilmemesi gereken bir konu, ancak aşırı yükleme yapılan santrallerden kaynaklı olarak güç sisteminin kendini kapatmış olması yüksek ihtimal. Peki, bu tip kesintiler sadece bizim ülkemizde mi yaşandı? Yoksa daha önce yaşanmış örnekler var mı? Bu yazıda daha önce dünyada ses getiren büyük elektrik kesintilerini inceleyeceğiz.

Yakın tarihin en etkili elektrik kesintilerinin başında 2009 yılının Kasım ayında yaşanan Brezilya ve Paraguay’ı etkileyen Itaipu barajı kazası geliyor. Brezilya enerjisinin %20’sini karşılayan ve dünyanın en büyük 2. Barajı olan Itaipu’nun iletim hatlarının arızalanması 60 milyon insanı etkileyen bir kesinti başlattı. Yaklaşık 4 buçuk saatin sonunda arızanın giderilmesiyle ülkeye kademeli olarak elektrik verildi.[5]

Ülke genelinde olmasa da İspanya’nın en önemli iki şehrinden biri olan Barselona’da 2007 Temmuz ayında trafodan kaynaklı büyük bir elektrik kesilmesi yaşandı. Neredeyse bütün şehri etkileyen kesintinin tamamen çözülmesi yaklaşık 78 saati buldu.[6]

Dünya tarihinin en büyük elektrik kesintilerinden biri 4 Kasım 2006’da Avrupa’yı etkisi altına aldı. Ems Nehri’ni kullanan gemilerin güvenliği için düzenli olarak kapatılan yüksek voltaj iletim hatlarının, elektrik ağına aşırı yüklenmesinden kaynaklandığı söylenen kesinti,  Almanya’nın çoğu bölgesini, başkent Paris dahil olmak üzere Fransa’yı, Italya’nın kuzey batısını, İspanya’nın Katalonya ve Endülüs bölgelerini ve Belçika’nın önemli kentlerini etkiledi. Yaklaşık 2 saat süren kesintiler, Avrupa’da son 30 yılın en büyük elektrik kesintisi olarak kayıtlara geçti.[7]

frontpageÜlkemizde yaşanan elektrik kesintisine en çok benzeyen kesinti tarihler 14 Ağustos 2003’ü gösterdiğinde Amerika’da yaşandı. Birleşik devletler 1977 yılından sonra tarihinin en karanlık günlerinden birini yaşadı. Ohio bölgesinde elektrik şebekelerini birbirine bağlayan nakil hatlarına, uzayan ağaç dallarının kaçak yaptırmasıyla çöken elektrik dağıtım sistemi Kanada, Kuzey Amerika ve NY eyaletinde yaşayan toplam 50 milyon kişiyi etkiledi.  Elektrikli tren ve metro hatlarının tamamı aksadı, çoğu insan asansörlerde mahsur kaldı. Milyonlarca kişinin evine yürüyerek dönmesi ciddi güvenlik açıklarına sebebiyet verdi. [8]

Ülkemizde yaşanan kesintinin nedenleri araştırılırken, sosyal bir deneyi geride bırakmış olduk. Uzun süren elektriksizlik, ona ne kadar bağımlı olduğumuzu bir kez daha gözler önüne serdi. Dün çok dillendirilmemiş olsa da yenilenebilir enerji kaynaklarıyla bireysel elektrik üretiminin, olası büyük kesintilerde ne kadar önemli bir rol oynayabileceğini kestirmek yaşanılan kaostan sonra hiç zor değil. Başka bir yazıda detaylarıyla inceleyeceğim bu konuya, önümüzdeki yıllarda ülke çapında kayıtsız kalınmayacağını umut ediyorum.

 

Bkz.

[1]http://www.reuters.com/article/2015/03/31/us-turkey-power-idUSKBN0MR0S420150331

[2]http://www.theguardian.com/world/2015/mar/31/turkey-power-outage-shuts-down-transportation-provinces

[3] http://edition.cnn.com/2015/03/31/middleeast/turkey-power-outage/

[4]  http://www.independent.co.uk/news/world/nationwide-blackout-throws-turkey-into-chaos-10145504.html

[5]http://www.huffingtonpost.com/2009/11/10/brazil-blackout-largest-c_n_353217.html

[6] http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2007/07/23/AR2007072300480_pf.html

[7] http://www.independent.co.uk/news/world/europe/europe-suffers-worst-blackout-for-three-decades-423144.html

[8] http://www.nydailynews.com/news/national/northeast-blackout-2003-ten-year-anniversary-article-1.1426561

 

 

 

 

Yenilenebilir Havacılık Devrimi: Solar Impulse

 

İlgi alanları havacılık ve yenilebilir enerji olanların kayıtsız kalamayacağı gelişmelerden biri son günlerde adını sıkça duyduğumuz Solar Impulse.

Hakkımda bölümünde kendimden bahsettiğim gibi ilgi alanlarımı havacılık ve yenilenebilir enerji sektörlerinin oluşturması beni bu konu hakkında yazmaya mecbur kıldı desem çok da abartmış sayılmam.

Social Network siteleri, robotlar, tabletler, İHA’lar derken 21. Yüzyılda teknolojide devrim diye nitelendirebileceğimiz çok sayıda gelişme yaşandı. Bu sayısız devrimin yanında Solar Impulse benim açımdan çok farklı bir yer teşkil ediyor.

9 Mart’ta Abu Dabi’den havalanıp Dünya turuna başlayan ve şu sıralar(10 Mart, TSİ öğlen saatleri) Muscat’tan Ahmedabad’a yolculuk yapan Solar Impulse2 uçağı yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına dikkat çekmek amacıyla 12 yıllık araştırma sürecinin ardından hem mucitleri hem de pilotları olan Bertnard Piccard ve Andre Borschberg tarafından üretildi. Adından da anlaşılabileceği gibi Solar Impulse hiçbir fosil yakıt kullanmadan sadece güneş enerjisi ile uçuyor. Türkiye’den partneri Brisa olan Solar Impulse’ı yakından inceleyelim.

Solar Impulse azimli ve inançlı bir ekibin ürünü
Solar Impulse azimli ve inançlı bir ekibin ürünü

Solar Impulse’ın mucitleri Havacılık endüstrisinde devrim yapmak gibi bir amaçları olmadığını iddia etseler de, bu iddialarının sadece aşırı mütevazılık olduğu kanaatindeyim. 12 yıllık araştırma, 50’yi aşkın mühendis ve teknisyen, 80 kadar teknoloji ortağı, 100’den fazla tedarikçi ve danışman gece-gündüz uçabilen  Solar Impulse uçağının son halini geliştirirken 17000 solar cell (güneş hücresi) kullandı. Bu 269,5 metrekarelik bir alana tekabül ediyor. Günlük 340kWh’a kadar güneş enerjisi toplayabilen bu hücrelerin bulunduğu kanatların genişliği 72m! Bu genişlik günümüz yolcu uçaklarıyla kıyaslandığında çarpıcı bir sonuç ortaya çıkartıyor. Wide-body aircraft sınıfından tanıyacağımız Airbus A350 ve Boeing 777’den daha geniş kanatlara sahip olan Solar Impulse, Jumbo Jet olan Airbus A380’in kanatlarından sadece 1 metre kısa.

Solar Impulse’ın kendi sitesinden SI2 ile ilgili bütün gelişmeleri bulmak mümkün. Aynı zamanda uçuş takvimini inceleyip, ekip ile haberleşebilirsiniz, hatta uçuşu canlı yayından takip imkanı mevcut. Twitter’dan @solarimpulse, @bertrandpiccard hesablarını takip ederek veya #FutureIsClean, #SI2 etiketlerini aratarak Solar Impulse ekibinden an be an haberdar olabilirsiniz.

Bkz. www.solarimpulse.com