Türkiye’nin Offshore’u

Geçtigimiz Şubat ayında açıklanan dünyanın en büyük offshore (deniz üzerine kurulu) santralini ülkemizin yapacağına dair haberi duymak, bende buyuk bir heyecan uyandırdı. Hemen haberin detaylarına girip, projeyle ilgili ne bulabilirim diye inceledim. Şuan ki bilgiler ışığında anlayabildiğimiz şunlar;

  • 1000 MW bir kapasiteden bahsediliyor;
  • 2018 icinde YEKA kapsaminda bir ihale sureci gerceklestirilecek;
  • Santral konumu Ege denizi olarak belirtildi;

1000MW kapasitesinin dünyanın en buyuk offshore santrali olması, birkaç fazda tamamlanacak olan ve hali hazırda yapımı devam eden Hornsea projesi göz önüne alındığında pek mümkün değil. Zaten böyle bir proje yapmamız için bir neden de yok. Dünyanın en verimli projesini yapmak, bir başka deyişle seviyelendirilmiş enerji maliyetinin (LCOE) en düşük olduğu offshore rüzgar santrali projesini yapmak hedefimiz olmalı kanaatindeyim.

Totaro & Associates’in 2015 yılında yayınladığı rapora göre, Türkiye’nin, offshore potansiyelini fazlasıyla gözardi ettiği, yukarıda bahsettiğim engellerin yanında, Türkiye’nin elektrik hatları altyapısının offshore santralleri için yetersizliği ve yeteri kadar ’80 metre ham ruzgar’ datasının olmadığı belirtiliyordu.  Ayni araştırmada aşağıda belirtilen bölgelerin en iyi rüzgar  potansiyeline sahip bölgeler olduğu belirtiliyor;

  • Akdeniz Bölgesi: Hatay’in batisi, Antalya’nın güneyi, İskenderun’un kuzeyi;
  • Ege Bölgesi: Gökçeada çevresi (özellikle batisi), Ayvalık’in kuzeyi;
  • Karadeniz: Cide’nin kuzeyi, Yaliköy’ün kuzeyi (Bulgaristan sınırına kadar uzanan bir hattan bahsediliyor)
  • Marmara denizi

Ne zaman Türkiye’nin offshore rüzgar santrali kurulumu ile ilgili bir konu tartışılsa, akla gelen engeller arasında, Karadeniz ve Akdeniz’de su derinliğinin mevcut offshore türbin temelleri için derin olması, ve Ege’de bulunan kıta sahanlığı sorunu akıllara gelirdi. Bu sebeple bahsedilen lokasyon benim için şaşırtıcı oldu. Kıta sahanlığı konusunun belirlenen alan üzerinde ne kadar etkili olduğunu anlamak için projede belirlenen bölgenin detaylarına ihtiyaç var, ancak 1000MW santralden bahsediliyorsa hatırı sayılır ölçüde bir alanın kullanılması gerekiyor. Düz hesapla, şuan için açıklanan en büyük offshore rüzgar türbininin (GE Haliade-X 12MW) kullanılacağını varsaydığımızda, 84 adet türbinin birbiri üzerindeki üretim kaybının en minimal olacak şekilde dizileceği bir alandan bahsediyoruz. Bu durum Gokçeada batısında bu santrali kurma olasılığımızı güçleştiriyor, zira 6-12 mil tartışmalarının tekrar alevlendiği şu günlerde santral projesinin tamamlanması pek mümkün olmayabilir. Bu durumda Ayvalık kuzeyi ilk santral için güçlü bir aday olarak ön plana çıkıyor. Anakaraya yakin bir santral kurma, kurulum maliyetini ciddi oranda düşüreceği gibi, bağlantılı riskleri de azaltacaktır.

Kim kuracak bu santrali?

Offshore ruzgar santrali her offshore inşaatı gibi maliyetli bir iş. Kurulumu basta olmak üzere, bakım-onarım ve bütün operasyonların deniz üzerinde yapılması maliyeti ciddi oranda arttırıyor. Dünyada bu santral kurulumunu yapabilen belli başlı şirketler var; Van Oord, Deme Group, Orsted (Eski adiyla DONG), Statoil gibi firmalar offshore rüzgar santrallerinin geliştirilmesi ve kurulumunda ön plana çıkıyor. Bu şirketlerin çoğunun ortak özelliği geçmişte kuzey denizinde petrol çıkarma operasyonlarında rol alan şirketler olması. Oralarda edindiği bilgi birikimini rüzgar santral kurulumunda kullanarak, bu alanın liderleri konumundalar.

Ülkemizde nasıl bir bilgi birikimi oluşturur ve bu santral kurulumlarında boy gösterecek firmalar çıkartırız sorusuna gelirsek su örneği verebilirim. Avrupa’da belli başlı offshore rüzgar santrali geliştiricisi şirketler, ortak bakım-onarım anlaşması imzalayıp bilgi birikimi oluşturuyor, bu durum maliyeti ciddi oranda arttırsa da uzun vadede basarili şirketler çıkartabilecek bir strateji.

Peki ya yerlilik orani?

Ülkemizin enerji sektöründe uyguladığı güzel politikalardan bir tanesi yerlilik payı. Rüzgar santralleri kurulumunda, başta alım garantisi üzerinden prim uygulamasıyla başlayıp, son YEKA’da uygulanan yerlilik payı zorunluluğu Türkiye’de belli bir çapta rüzgar türbini sektörü oluşmasına vesile oldu. Ülkemizde var olan çeşitli kule ve kanat fabrikalarının yanında, en son yapılan YEKA ihalesinin sonuçları baz alındığında, Siemens-Gamesa kuracağı nasel fabrikasıyla ülkemizin rüzgar türbini üretim kapasitesine ciddi katkıda bulunacak. Tabii bu bahsedilen ürünler halihazırda sadece onshore (karasal) türbinler için geçerli. Offshore rüzgar türbinlerinin onshore türbinlere kıyasla belli başlı farklılıkları var, bu farklılıklar daha kapsamlı üretim tesisleri gerektiriyor. Şuan için Siemens’in kuracağı fabrika offshore santrallere hizmet eder mi sorusuna bir cevap vermek zor, ancak öyle olsa bile offshore türbin üretebilmek için ciddi yatırımlar gerekli.

Politik açıdan baktığımızda, offshore santrallere tamamen farklı yaklaşıp, yeni politikaların üretilmesi gerekli. Nasıl ki 2007 yılında onshore santrallere sıfırdan yaklaşıldıysa, offshore santrallere de sıfırdan yaklaşmak gerekli. Daha önce ülkede hiç denenmemiş bir santral tipine yerlilik oranı zorunluluğu koymak, projenin hiçbir zaman gerçekleşmemesine vesile olabilir. Çok ciddi maliyetleri olan bu santral tipini yerli kullanım zorunluluğuyla finansal fizibilitesinden uzaklaştırabiliriz, o sebeple ilk yapılacak offshore rüzgar santrali ihalesinde yerli kullanıma alım garantisi üzerinden prim uygulanacağı kanaatindeyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir